CHP’de olağanüstü olaylar yaşanıyor…
Bir taraftan CHPli belediyelere karşı yürütülen operasyonlar var. Gün geçtikçe bu operasyonların kapsam alanı genişliyor. Bir taraftan, parti aleyhine açılmış davalar var ki; CHP, 38. Kurultayında genel başkanlığın etik olmayan yollarla el değiştirdiği iddiaları ile karşı karşıya… Öte yandan yine 38. Kurultay’da seçimi kaybedip genel başkanlık koltuğunu Özgür Özel’e devreden Kemal Kılıçdaroğlu var ve onun kaos ortamında konuşmamayı, susmayı, polemiklere karışmamayı tercih ettiği görülüyor. Öte taraftan Kılıçdaroğlu’na cephe almış, tabir yerinde ise, CHP Genel Merkezi ve aynı partinin belediyelerin desteklediği sol cenahın “Yandaş Basını” var. Kemal Kılıçdaroğlu’nu inatçı bir ısrarla kaosun merkezine çekmeye çalışıyorlar. Onlardan habersiz yapıldığı izlenimi veren trol saldırılarını ve onların terbiye sınırlarını aşan, ölüm tehditlerine varan sosyal medya yayınlarını saymıyorum bile…
İşte böyle bir ortamda, gazetecilerle görüşme yapmayı uygun bulmayan, basından uzak kalmayı tercih eden CHP eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ofisinde görüştüm. Bu bir dost sohbetiydi. Ve uzun uzun dertleştik, Türkiye’yi ve dünyayı konuştuk… Bu görüşmeden birkaç anekdot anlatacağım, yazımın sonunda…
Biz konuya devam edelim. Yazacaklarım Kemal Bey ile yaptığım sohbet ile hiç ilgisi olmayan kendi görüşlerimdir ve istatistiki sonuçlardır. Bir çoğunu Kemal Bey’e de sordum ama o partisi ve parti yöneticileri hakkında hiçbir yorum yapmadı… Sadece “Halk Partisi Cumhuriyeti kuran bir partidir, elbette var olan her sorunun üstesinden gelecektir” dedi ve bu konularda dinleyici olmayı tercih etti hep!
Alabildiğine suskun kalan, olayları ofisinde izleyen ve değerlendiren Kemal Kılıçdaroğlu belli ki bir oyun sezdi… Bu kaosnun dışında kalma sebebi, siyasi bir duruştur aslında… Bana sorarsanız; Kemal Kılıçdaroğlu, “susarak konuşuyor” …
Kemal Kılıçdaroğlu’nu en ağır eleştiren gazetecilerden biriyim… Ama gelin, şimdiki ortama göre geçmişi irdeleyelim…
Kılıçdaroğlu AK Parti’nin en güçlü olduğu dönemde 2010 yılında Genel Başkan oldu… İstanbul, Ankara gibi büyük şehirler AK Parti’nin kalesiydi. CHP kıyılara sıkışmış durumdaydı…
AK Parti bütün gücüyle Kemal Kılıçdaroğlu’na yüklendi. Bütün memuriyeti sorgulandı… Mal varlıklarından çocuklarının iş durumuna kadar her şey incelendi… Ne bulundu?
Hiçbir şey…
Ama, Kemal Kılıçdaroğlu, sürekli başarısızlıkla suçlandı… Başarısı sadece genel iktidar ile ölçülendirildi… (Bunu ben de çok yaptım) Oysa 1946’dan bu yana CHP zaten hiç tek başına iktidara gelmemişti! Bunun sorumluluğu Kemal Kılıçdaroğlu’nun olabilir mi?
2019 yılında, 11 Büyükşehir, toplamda 263 belediye kazanıldı… Ankara ve İstanbul gibi iki büyük kale, AK Parti’den alındı… Kemal Kılıçdaroğlu yönetimindeki CHP’de bir tane yolsuzluk ve benzeri iddialardan tutuklanan belediye başkanı yok… Sadece Urla Belediye Başkanı Burak Oğuz FETÖ ile ilişkileri nedeniyle tutuklandı, ceza aldı…
Bunlar doğru mu? Evet… İstatistikler yalan söylemez…
“Kemal Bey 13 seçim kaybetti” sözüyle başarı ölçmeye çalışanlara (kendim de dahil) şimdi şöyle bir soru yöneltesim var :
“1946’dan bu yana CHP’de tek başına genel seçim kazanan oldu mu?”
Peki gelin 38. Kurultay sonrası CHP’ye bir bakalım, iyi yönetiliyor mu? 38. Kurultay’ın üzerinden 20 ay geçti… 17 Belediye Başkanı yolsuzluk iddialarıyla tutuklu… 500’e yakın; içlerinde il başkanı, eski belediye başkanları, milletvekilleri, belediye meclis üyeleri, bürokratlar olan CHPli insanlar tutuklu… Kurultay mahkemelik… Seçim yokken adaylığı ön seçim ile belirlenen Cumhurbaşkanı adayı da onlarla birlikte hapiste… Özgür Özel, her gün bir başka cezaevi ziyaretinde… Peki CHP halkın sorunlarını dile getirmeye fırsat bulabiliyor mu? Hayır!
2024 Yerel Seçimleri’nde yapay zeka destekli tespit edildiği” açıklanan adayların pek çoğunun şaibeli kişiler olduğunu ben defalarca yazmıştım. Şimdi, bir atasözünün doğruluğunu yaşayarak anlamış oluyoruz… “Ne ekersen onu biçersin”
Yapay zekaya soracaklarına “Halk”a sorsalardı, daha doğru tercihler yaparlardı ki; her halde, bu durumu Türkiye’de en çok eleştiren gazeteci benim!
Yani Kemal Kılıçdaroğlu’ gitti, Özgür Özel geldi, CHP karakolluk oldu, hapishanelerle tanıştı… Sizce bu iyi yönetilmişliğin eseri mi?
Ve ayrıca Özgür Özel’in konuşmaları arasına sıkıştırdığı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan imalı söylemler yapması ne kadar doğru? Hiç değil… Çünkü bütün olaylar bence, Kurultay’ı kazananların paylaşım kavgasından çıkan itirafların savcılıklara ulaşmasıyla başladı… İtiraflar olmasa kimsenin bu işlerden haberi olur muydu?
CHP’nin “AK Partili belediye başkanlarına neden operasyon yapılmıyor, neden hep CHP’ye operasyon yapılıyor” sorusunu ortaya atanlar ve bu işlerin siyasi olduğu algısını yaymaya çalışanlara sormak istiyorum:
“Kemal Bey döneminde CHPli belediyelere neden operasyon yapılmıyordu?”
Soruların cevaplarını kendinize verebilirseniz, olanı biteni gayet rahat anlarsınız…

