CUMHURİYET HALK PARTİSİ’NİN KURULUŞU… (Mutlu Tuncer’in 1960 Gece Baskını ve İnönü ile Çileli Yıllar kitaplarından özettir.)
Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası adıyla kurulmuştur . Bu süreç, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin A-RMHC siyasi bir partiye dönüşmesi ve Cumhuriyet’in ilanına giden yolda devam etme ve yol almasını sağlamıştır.
Yani Müdafaa-i Hukuk partinin temelidir. Bu temel; Sivas Kongresi’nde kurulan Anadolu Rumeli Müdaaf-i Hukuk Cemiyeti’ne dayanır. Halk Fırkası’nın kuruluşu ise, resmi olarak 9 Eylül 1933 tarihine göre ayarlanmıştır. Bu tarihte partinin tüzüğü kabul edilmiş ve Halk Fırkası resmi olarak kurulmuştur.
1924 yılına gelindiğinde ise Halk Fırkası’nın ilk isim değişikliği yapılmıştır. Halk Fırkası bu tarihte, başına “Cumhuriyet” eklenerek, Cumhuriyet Halk Fırkası olarak adını değiştirmiştir. 1935 yılında yapılan 4. Kurultayında ise Cumhuriyet Halk fırkasının adı, yeniden değiştirilmiş ve Cumhuriyet Halk Partisi yapılmıştır.
(Fırka: İnsan topluluğu, siyasi parti demektir)
Aslında Cumhuriyet Partisi’nin manevi birinci Kurultay’ı Sivas Kongresi olarak kabul edilmektedir. İlk kongre bağlamında Sivas Kongresi’ne yapılan gönderme ve kuruluş tarihi olarak İzmir’in kurtuluş yılının seçilmesi; partinin Milli Mücadele ile bağlarını ortaya çıkarmaya ve pekiştirmeye yöneliktir.
Atatürk, partinin kurulmasına ilişkin ilk açıklamasını 6 Aralık 1922 tarihinde yapar ve “Halk Fırkası” adını kullanır. Ardından 1923 seçimlerinin Birinci Meclis’teki Atatürk’ün liderliğindeki Birinci Grubun başarısıyla sonuçlanması, Halk Fırkası’nın kurulmasına olanak sağlar. Seçimlerden sonra, milletvekilleri Ankara’da toplanarak Halk Fırkası’nın tüzüğünü hazırlamaya başlarlar…
İlk toplantı 7 Ağustos 1923 tarihindedir ve 11 Eylül 1923 günü akşam üzerine kadar sürer. 123 milletvekili vardır ancak; zorlu koşullarda 10 milletvekili, toplantılara katılamaz. Toplantı, 113 milletvekiliyle yapılır. Bu toplantı Halk Fıdrkası adı ile yapılan ilk buluşmadır.
Atatürk yaptığı konuşmasında Birinci Meclis’in açılışından başlayarak 1923’e kadar geçen zorlu süreci detaylarıyla anlatır ve Müdafaa-i Hukuk’un Halk Fırkası’na dönüşeceğini söyler. 9 Ağustos tarihinde yapılan 2. Toplantıda ise, Halk Fırkası’nın tüzüğü incelemeleri için milletvekillerine dağıtılır. Bu inceleme 9 Eylül 1923 tarihine kadar sürer. 9 Eylül günü ise yapılan toplantıda Halk Fırkası Nizamnamesi (Tüzüğü) kabul edilir. 11 Eylül 1923 tarihinde ise; Halk Fırkası toplantısında Genel Başkanlık ve yönetim seçimleri yapılır. Halk Fırkası Reisliğine Mustafa Kemal Atatürk seçilir. Bu aşamadan sonra 23 Ekim 1923 tarihinde partinin kuruluş dilekçesi Mustafa Kemal imzasıyla İçişleri Bakanlığına sunulur. (Partinin kuruluş tarihi ise 9 Eylül olarak kabul ediliyor)
11 Eylül’de yapılan toplantıda partinin yönetim kademeleri de seçilmiştir. İçişleri Bakanlığına verilen dilekçede tüzük ve partinin kurucu üyeleri belirtilmekteydi. O isimler ise şunlardı:
Erzincan Mebusu Sabit (Sağıroğlu), İstanbul Mebusu Dr. Refik (Saydam), İzmir Mebusu Celal (Bayar), Erzurum Mebusu Münür Hüsrev (Göle), Tekfurdağ Mebusu Cemil (Uybadın), Konya Mebusu Kazım Hüsnü, İzmit Mebusu Saffet (Arıkan), Diyarbakır Mebusu Zülfü. Partinin Katib-i Umumisi (Genel Sekreteri) Recep (Peker) ve Parti Genel Başkanı Mustafa Kemâl. Bu dilekçenin verilmesinden kısa bir süre sonra, 29 Ekim 1923 tarihinde M. Kemâl’in Cumhurbaşkanı seçilmesi üzerine, M. Kemâl, Başbakan İsmet Paşa’ya gönderdiği 19 Kasım 1923 tarihli yazıda Halk Fırkası Genel Başkanlığına vekâlet etmesini istiyor ve bunun gerekçesi olarak Cumhurbaşkanı olmasının bu görevi yürütmesine engel olduğunu söylüyordu. Yani Atatürk hem parti reisi, hem de Cumhur reisi olunamayacağının altını çiziyordu.
İsmet Paşa, parti genel başkan vekilliğine atanmasının ertesi günü A-RMHC şubelerine bir genelge gönderdi. Genelgede önce Halk Fırkası’nın kuruluşuna kısaca değinilmekte ve artık A-RMHC şube yönetim kurullarının Halk Fırkası yönetim kurulları adı altında çalışmaya devam edeceği bildiriyordu.
Böylece Halk Fırkası, A-RMHC’den (Anadolu Rumeli Müdaa-i Hukuk Cemiyeti) devraldığı güçlü bir örgütle, dokuz maddelik bir programa ve bir tüzüğe sahip olarak kuruluşunda karşılaştığı ilk sorunları çözüyordu.
PARTİNİN AMACI NASIL ANLATILIYORDU? 1922 YILI…
Partinin kurulmasına ilişkin Atatürk ilk açıklamasını 6 Aralık 1922 tarihinde yaptı ve “Halk Fırkası” adını kullandı. Ülkenin geri kalmışlığını ve çöküş tehlikesini ortadan kaldırmak, “çağdaş” ve “gelişmiş” bir toplum yaratmak amacıyla devrimler yapmayı plânlıyordu. Bu da ancak bir siyasal parti ile mümkün olabilirdi. M. Kemâl, milletin tüm kesimlerinden ve hatta İslam dünyasının en uzak yerlerinden bile kendisine gösterilen sevgi ve güvene layık olabilmek için milletin en sade bir bireyi olarak vatanın yararına çalışmak amacıyla barışın sağlanmasından sonra “Halkçılık” ilkesin dayanan ve “Halk Fırkası” adıyla bir siyasal parti KURMAYI HEDEFLEDİĞİNİ VE BUNU NASIL BAŞARACAKLARINI AYRINTILARIYLA anlatır. Yeni bir döneme girildiğini belirten Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi milletin yardımını ve aydınların da katkısını istiyordu. Ayrıca kuracağı parti için 7 Şubat 1923 tarihinde şu değerlendirmeyi yapmıştı: “Halk Fırkası, halkımıza siyasi eğitim vermek için bir okul olacaktır”.
Atatürk’ün bu konuşmayı yaptığı tarihlerde Kurtuluş Savaşı sona ereli çok olmamıştı. Mudanya Ateşkes Antlaşması da yeni imzalanmış ve hemen ardından Saltanat kaldırılmıştı. Lozan Barış görüşmeleri ise henüz devam etmekteydi. Bu dönemde bir yurt gezisine çıkan Atatürk, yaptığı bir konuşmada şunları söylemişti:
“Bence, bizim milletimiz birbirinden çok farklı menfaatleri takip edecek ve bundan dolayı da mücadele halinde buluna gelen çeşitli sınıflara sahip değildir. Ülkedeki sınıflar birbirlerine lazım olan ve birbirlerini tamamlayıcı ve bütünleyici özelliktedir. Onun için de Halk Fırkası bütün sınıfların haklarını, yükselme sebeplerini ve mutluluğunu sağlamak yolunda çalışmalarda bulunacaktır”.
Atatürk yaptığı konuşmada, “Halk Fırkası’nın sınıf temeli” üzerine kurulmayacağını, sınıf ayrımı yapılamayacağını ve tüm sınıfları kapsayan bir parti olacağını anlatıyor.
Bu konuşma, 1930’lar Türkiye’sinde ortaya çıkan ve 10. Yıl Marşı’nda da ifadesini bulan “sınıfsız imtiyazsız kaynaşmış kitle” deyiminin ortaya çıkışının da bir habercisi olur!
CHP, tek parti dönemi boyunca iktidarı elinde tuttuğu yıllarda iktidarının meşruiyetini yukarıda sözü edilen şu iki temele oturtur:
Ülkeyi kurtaran Müdafaa-i Hukuk temelinden gelme
Tüm toplumsal kesimleri temsil etme iddiası.
CHP bir “halk” partisi olarak, ülkedeki tüm toplumsal kesimleri temsil ettiğini düşünüyordu. Aslında 1927 nüfus sayımı da göstermişti ki, ülkede ciddi bir sınıfsal yapı yoktu:
Meslekler Yüzde oranı
Ziraat % 32.05
Sanayi % 2.20
Ticaret % 1.89
Hizmet sektörü % 1.84
Serbest meslekler % 1.28
Meslek sahipleri % 39.26
Mesleksizler % 60.74
Meslek gruplarına bakıldığında modern toplumsal sınıfları temsil edenlerin oranı (sanayi, ticaret, hizmet ve serbest meslekler) yaklaşık % 7 civarındadır. Geleneksel toplum yapısını temsil edenlerin oranı (ziraat sektöründe çalışanlar ve mesleksizler toplamı) % 90’ın üzerindedir. Dolayısıyla, Cumhuriyet’in ilk yıllarında devralınan toplumsal miras, son derece gelenekseldir.
Elbette bu yıllarda Türkiye büyük sağlık sorunları ve yokluk içinde bulunmaktadır. İlmaç ve gıda maddelerine erişim son derece zordu ve halk kiyi beslenemiyor, çocuk ölümleri hat safhada, şehirler tarumar durumdadır.
Bütün bunlara rağmen CHP, tüm toplumsal kesimleri temsil ettiği ve “ulusal” bir parti olduğu düşüncesindeydi; bu nedenle de, başka bir partiye gerek olmadığı iddiasındaydı. Bununla birlikte, CHP kendi yönetimini her zaman “demokratik” olarak tanımladı. Nitekim Parti Programı’nda yer alan Halkçılık maddesi demokrasiyi anlatmaktadır. CHP Programı’ndaki Halkçılık ilkesi şu şekilde özetleniyordu:
Demokratlık…
Herhangi bir birey ya da gruba milletin genel hakları dışında ayrıcalık tanımamak,
Sınıf mücadelesini kabul etmemek.
Birinci Meclis’in dağılması ve ardından seçim sürecinin başlaması üzerine Atatürk, 8 Nisan 1923 tarihinde parti programını açıklıyordu: Nitekim program uzun savaş yıllarının yarattığı tahribatı gidermeyi amaçlıyor ve yeni kurulacak olan ulus-devletin temellerini atıyordu:
İlke 1:
Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Yönetim, halkın doğrudan doğruya kendi kendisini yönetmesi temeline dayanır. Ulusun gerçek ve tek temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin dışında hiçbir kimse, hiçbir güç ve hiçbir makam ulusun kaderine egemen olamaz.
Bu nedenle bütün yasaların düzenlenmesinde, her çeşit örgütlerde, yönetimin genel ayrıntılarında, genel eğitim ve ekonomi konularında ulusal egemenlik esasları içinde yürünecektir.
İlke 2:
Saltanatın kaldırılmasına ve egemenlik hükümlerinin terk edilmez, ayrılmaz ve vazgeçilmez olmak üzere Türkiye halkının gerçek temsilcisi olan Türkiye Millet Meclisi’nin manevi kişiliğinde toplanmış bulunduğuna dair 1 Kasım 1922 tarihinde Türkiye Büyük Meclisi’nin oy birliğiyle verdiği karar değişmez bir ilkedir.
İlke 3:
Ülkede güven ve asayişin kesinlikle korunması en önemli görevdir.
Bu amaçla ulusun istek ve gereksinmesine uygun olarak sağlanacaktır.
İlke 4:
Mahkemelerin özellikle gecikmeden adalet işlerini yapabilmesi sağlanacaktır. Bundan başka kanunlarımızın tümü ulusal gereksinmelere, hukuk biliminin anlayışına uygun olarak sağlanacaktır.
İlke 5:
-
Vergi konularında halkın yakındığı ve zarar gördüğü noktalar temelden düzeltilmelidir.
-
Tütün tarım ve ticaretinde ulusun yararına uygun biçiminde önlem alınacaktır.
-
Mali kurumlar çiftçilere, sanayici ve tüccarlara ve bütün diğer iş adamlarına kolaylıkla borç verecek durumda düzenlenecek ve çoğaltılacaktır.
-
Ziraat Bankası’nın sermayesi arttırılacak, çiftçilere daha kolay ve daha geniş yardım edilebilmesi sağlanacaktır.
-
Ülkemiz çiftçiliği için tarım makineleri geniş ölçüde yurt dışından getirilecek ve çiftçilerimizin tarım araç ve gereçlerinden kolaylıkla yararlanabilmeleri sağlanacaktır.
-
Ham maddeleri ülkemizden bulunan mal ve sanat ürünlerinin ülke içinde yapılabilmesini, koruma ve teşvikte bulunulması ve ödüller verilmesi için her türlü önlem alınacaktır.
-
Hemen gereksinme duyduğumuz demiryolları için gerekli girişimler ve uygulamalar yapılacaktır.
-
İlköğretimde, öğretimin birleştirilmesi ve bütün okullarımızın gereksinmelerimize ve çağdaş temellere oturtulması öğretmen ve profesörlerimizin hizmetlerinde yükselmeleri ve ilerlemeleri sağlanacaktır.
-
Genel sağlık ve sosyal yardımla ilgili kurumlar düzeltilip çoğaltılacak, çalışanları için koruyucu yasalar yapılacaktır.
-
Ormanlarımızdan bilimin gelişmesine uygun biçimde yararlanmayı, madenlerimizin en verimli biçimde işletilmesi ve hayvanlarımızın soylarının iyileştirilip çoğaltılmasını sağlayacak esaslar konulacaktır.
