Geçmeyebilir… Soruyu genişletebiliriz… MHP’ye geçer mi? Özgür Özel Parti kurarsa oraya geçer mi? Veya küçük partilerden birisine zıplar mı?
Her şey olabilir…
Bunları düşünmek, dillendirmek, tahminlerde bulunmak bazı gazeteciler tarafından mesleki ahlaksızlık olarak görülebilir… Bu gün bir yazı okudum… Sevgili kardeşim Hürol Dağdelen kaleme almış… “Siz Cemil Tugay’ı iyi tanımamışsınız” diyor!
Eleştirisinin benle bir ilgisi yok… Hürol bunu yazarken mutlaka Cemil Tugay’ı iyi tanıdığını vurguluyor. Evet, Cemil Tugay, “Ben CHP’nin oylarıyla gelip, başka partiye geçmem, İzmir’e ihanet etmem” dedi mi, Evet! Hürol’cuğum bu söylemi baz alıp döşenmiş yazısını…
Topuklu Efe de benzer şeyler söylemişti…
Veya, AK Parti’ye geçen başkaları da…
Yani, burada siyasi tahmin yapan gazetecilerin mi (Gerçek gazetecilerden söz ediyorum. Eline bir kalem geçirip gazeteci olduğunu iddia edenlerden değil) bu faturayı ödemesi gerekiyor?
Hürol Kardeşim iyi bir gazetecidir… Belli ki Halk Tv’nin Sözcü Tv’nin etkisinde kalmış… Siyasi tahminler yapan arkadaşları şöyle nitelendiriyor:
“Belgeye kanıta dayanmayan, sadece duyumlarla hareket ederek, birilerinin gözünde “Ben söyledim oldu” ödülünü kazanmak için olmadık taklalar atan bu halkla ilişkiler fenomenlerinden biri geçen akşam da İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’a laf attı…”
Eeeee?
Demiş ki; “Cemil Tugay AK Parti’ye geçecek, İzmir de AK Parti’nin olacak”
Ve bunun cevabını vermek, bunu diyenlere haddini bildirmek, Hürol’a düşmüş…
Kapılarını herkese kapatıp, sadece Özgür Özel’e hizmet veren medyanın dışında söylenen her şey yalan ve siyasi olabilir mi? Böyle bir tahminde bulunan arkadaş, “Birilerinin gözüne girmek için takla atıyor” şeklinde betimlenebilir mi?
Öyleyse, Kemal Kılıçdaroğlu’nun haklılığını savunan, CHP’nin aklanması gerektiğini söyleyen herkes taklacı güvercin öyle mi?
Özgür Özel’in savunuculuğunu yapmak “gazetecilik” ama Özel ve arkadaşlarının hoşuna gitmeyecek, yorumlar veya tahminlerde bulunmak, “Taklacılık” öyle mi?
Cemil Tugay;
Evet düzgün insandır… AK Parti’ye belki geçer, belki geçmez, belki Özgür Özel’in partisini bekler… Bu bekleme süresinde, gazeteciler elbette yorum yapacaklardır. Bunları birilerinin gözüne girmek için taklacı sayarsan, o zaman senin için de “Cemil Tugay’ın gözüne girmeye çalışan bir gazeteci” denebilir…
Burada mesele, Cemil Tugay’ın siyasi ahlakını sorgulamak değil bence… Tugay’ı ben de severim. Ama onun bu kavganın içine girmesi ve partideki bölünmenin bir tarafı olması bence yanlış. Keşke CHP’den istifa etmeseydi… Partide her çıkan kavgadan sonra birilerinin istifa edip, çekip gitmesi elbette bir takım yorumlar yapılmasına gebedir.
CHP’nin içinde korsan il başkanlıkları kurmak, yargı kararlarını yok saymak, yapılan yanlışları kabul etmemek, örgütün tavsiyelerini elinin tersiyle itmek, Kemal Kılıçdaroğlu’nu “hain” diye nitelendirmek, belki kaos sevenler için “Hoş” olabilir… Ama esasına bakarsanız; bu partinin gerçekten aklanmaya, milletvekili, belediye başkan adayları, meclis üyesi adaylarının ön seçimle iş başına getirilmesinin sağlanması CHP’ye ivme kazandıracak bir yoldur!
Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok… Türkiye, sola iktidar için izin vermiyor… Tam halk ikna olmuşken, sen demokratik bir çizgiye oturamazsan, bu iş olmaz… Belediye başkan adaylarını yapay zekaya seçtirirsen, Halk Partisi’nde sosyete hanımları, zengin beyleri, şaibeli adamları, kadınları arada kaynatırsan, makamları para çantalarının büyüklüğüne göre belirlersen bu iş olmaz…
Demokrasinin en temel ölçütü bellidir… Hukukun üstünlüğü, güçler ayrılığı, şeffaflık ve özgürlüklerin güvence altına alınması… Yönetenlerin düzenli, adil ve rekabetçi seçimlerle halka hesap vermesi, azınlık haklarının gözetilmesi ve ifade özgürlüğünün korunması rejimin demokratikliğini belirler.
Demokrasi seviyesi, bilimsel kurumlarda ve uluslararası endekslerde şu temel sacayaklarına göre ölçülür:
Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Bağımsızlığı: Yasaların herkese eşit uygulanması, yargının siyasi otoriteden bağımsız olması.
Seçim Süreçleri ve Çoğulculuk: Seçimlerin adil, şeffaf ve çok partili olması. İktidarın barışçıl yollarla değişebilmesi.
Sivil Toplum ve İfade Özgürlüğü: Medyanın, sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve bireylerin baskı altında kalmadan fikirlerini ifade edebilmesi.
Siyasi Katılım: Halkın karar alma süreçlerine doğrudan veya dolaylı (seçimler, referandumlar, yerel yönetimler) etkin katılımı.
Bu gün yasa kararlarını “Tanımıyoruz” diyenler yarın iktidar olurlarsa, kendi beğenmedikleri yargı kararlarını yok saymazlar mı? Yargıya ayar çekmezler mi?
Bunları eleştirenler, “Taklacı” oluyorsa… Daha ne diyeyim? Yaşısın demokrasi…
Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bu konuda sorun yaşamadığınızı varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul EtDevamını Oku